14 Aralık 2008 Pazar

Agah Ol Erenler! Agah Ol İstanbul!





Bu yazının ortaya çıkma sebebi, belki de uyanıkken bile, bazı şeylere uyur vaziyette bakan bendenizin uyanış özlemidir. Bir ses bekliyor ruh geceli, gündüzlü süren bu gaflet uykusuna cevap olarak: “Agah ol erenler!” Evet agah olmak için; bu arzuyu benle paylaşanlar için sıralandı kelimeler bugün.


Agah kelimesi Farsça bir kelime olup; vakıf, mutteli, muteyakkız,arif, aşina, dikkatli,haberdar, uyanık anlamlarını taşımaktadır. Aynı zamanda bu kelimeye tasavvuf literatüründe; halden anlayan, doğru yolu gösteren, maddi ve manevi olarak darda kalanların imdadına yetişen bilgin ve olgun, Hak adamı, hoşgörülü ve kalp gözü açık veli gibi anlamlar da yüklenmiştir. Biz tasavvufta agah etmek derken, uyandırmak anlamını kast etmiş oluyoruz.


Kelimenin anlamından yola çıkarak, Mevlevi tarikatında “agah ol erenler” deyiminin inceliğine sizleri davet ediyorum.. Tekkede içerisinde , mutfakta görev yapan içmeydacı, sabah ezanından evvel, tekke odalarında yatanları kapılara vurarak "agah ol dedem" diyerek uyandırırdı. Bu uyandırma gece teheccüd namazı için olurdu. Bu uyandırma işi bir başka uygulanış şekliyle şöyleydi : Uyuyan dervişin hafifçe yastığına el ucuyla sağ elin parmak uçlarıyla vurulur ve yavaş bir sesle, adıyla hitap edilerek "derviş... agah ol!" denilirdi ki bu, uyan demekti. Buradan da Mevlevilikte uyuyan kişiyi ürkütmeden uyandırmanın tarikat edeplerinden biri olduğunu anlıyoruz. Mevzunun deruni kısmını olgun dervişe “agah can” denilmesi açıklıyor. Uyandırmada ki edep bir yana agah olmanın, bir nevi imanca olmak anlamına geldiğini görüyoruz. İnsanı mukaddes kılacak o sürekli uyanıklık ve Yaratanla birlikte olma hali…Birini teskin veya dikkatini bir noktaya çekmek için “agah ol ya hu” denilmesi de, yine gaflet kaplarını örten bir el oluveriyor tasavvuf denizinde. Kendine gel ,dikkatli ve uyanık ol diyor muhatabına.Bu yüzden büyüklerimiz kalbin uyanıklığının önemini; “Hakkın tecellisi nagah gelir,ama dil-i agaha gelir” diyerek uyanıklık halinin kamil imana kavuşmak yolunda en önemli merhalelerden biri olduğunu gözler önüne seriyorlar. Bu yolda ilerlemiş kamil, arif, vasıl ve aşık mürşitlere de pir-i dil-agah denilir. İşte bu noktadan sonra agahlık hasıl olursa zikrin gayesi de hasıl olur. Yani zikrin özü ve ruhu, gönlün hak’tan agah olmasıdır.




Niyetim başkaydı bu yazıya başlarken, kalp işte yine inkılap etti. Haddime düşmeyen bir konuyu ele aldım belki. İşin ehillerinden özür dileyerek bitirmek istiyorum. Çok titiz davranmaya çalıştım, ama yine de olur ya kusur ettiysem af ola. Güzel bir Süleymaniye günü… Birde agah olmaya muhtaç İstanbullu…. Her ikisini de fotoğrafladı gözlerim bugün. İstanbul içinde barındırdığı tüm ruhlara “agah ol!” diye nida ediyordu. Hem içinde bulunduğun şehrin gerçeğine uyan hem de içindeki gerçeğe uyan diye...


Süleymaniye’yi duydum bugün ikindi vakti; yorgun kubbesinden “agah ol…agah ol!” diyordu. Süleymaniye’yi gördüm bugün akşamdan sonra ölüm rabıtası yapıyordu… Yüce Yaratan agah kullar zümresine ümmeti ilhak eylesin…Son sözü de Yahya Kemal söylesin:


Bu şek bağrımda her gün gah u bigah
Dolaştım “Hu” deyip dergah dergah
Ümid ettim ki pir-i dil-agah
Desin: “Destur” mihrab-ı hafadan


EsseLam…


Ferah-aver

3 yorum:

  1. selamünaleyküm begüm inşallah bizde "agah ol"anların diyarından oluruz Mevlam inşallah bizlerede nasip eder hem bana hemde kulağını bütün güzel seslere kapayan istanbulluya:(

    YanıtlaSil
  2. aleyna aleyküm selam mervecim. tüm duaların kabul olsun, büyüklerin duası olsun inşallah. Allah yar ve yardımcın olsun...

    YanıtlaSil
  3. amin aminnnnn cümlemizin...

    YanıtlaSil